BECKL ADINDA BİR KIZ

 

   Seramik mağazasının tezgâhındaki adam "Yardımcı olabilir miyim?" diye sordu, ama onu işitmedim. Yanındaki genç kızdan alamıyordum gözlerimi.

   Bu dalgalı kahverengi saçları, pembe yanakları ve pırıl pırıl yeşil gözleri sanki daha önce de görmüştüm. Bir zamanlar, karşımdaki genç kızınkilere benzeyen gözler küçük bir öğrencinin kalbini çalmıştı.

   1973 yılının yazında Becky, Kuzey Carolina'nın dağlık bölgesinde ailemin işlettiği taş otele garson olarak çalışmak üzere gelmişti. Bir haziran sabahı mutfak kapısından içeriye girdiği zaman, kahvaltı ediyordum. İlk görüşte aşık olmuştum ona.

   Becky 16, bense 11 yaşımdaydım. Çok güzel, canlı ve dışa dönük bir kızdı. Bense utangaç, biraz içe dönük, karşı cinsten çok kurbağalara ve ağaçlara tırmanmaya ilgi duyan bir çocuktum.

   Fakat Becky'de farklı birşeyler vardı. Saçları yüzüne döküldüğü zaman, bir baş hareketiyle saçlarını atışı. Düşünceli olduğu zaman parmağını ağzına sokması. Siparişleri aldıktan sonra, kalemini kulağının üstüne sıkıştırması.

   Becky öyle sıradan bir kız değildi.

   Becky yüzünde şaşkın bir ifadeyle boynumu işaret ederken, "O ne?" diye sorar, ben başımı eğince de, "Seni yine kandırdım," deyip, çeneme vururdu.

   1973 yılının yazında ilgimi Becky'den başka hiçbir şey çekmiyordu. Bana bir sırrını vermeye, bir şaka yapmaya ya da elindeki nemli kurulama beziyle beni kovalamaya her zaman vakit buluyordu. Bana gösterdiği ilginin karşılığı olarak ben de masalardan boşalan tabakları alıyor, meşrubat siparişlerini götürüyor, tatlı siparişlerini alıyor ve bastığı toprağa tapıyordum.

   Bir sabah benim işitebileceğim bir biçimde birine benden söz ederken "Çok tatlı," dedi. "Özellikle de utanıp kızardığı zaman." Bir sabah banyodaki aynaya bakıp, "Becky, seni seviyorum," dedim. "Seni ölene kadar seveceğim."

   Ne yazık ki zaman su gibi akıp geçiyordu ve zamanı durdurmak olanaksızdı.

   Rüzgârlı bir ağustos günü Becky, "Robbie, seninle bir dakika konuşabilir miyim?" dedi. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi atmaya başladı. Acaba bana ne söyleyecekti? Yoksa sonunda aşkını mı itiraf edecekti.?

   "Yakında okullar açılıyor ve ben ayrılıyorum," dedi. "Seni çok sık göremeyeceğim artık." Yutkundum. "Çok iyi bir arkadaştın bana," dedi sessizce. "Seni çok özleyeceğim."

   Kendimi tutmaya çalıştım. Beni yetişkin bir insan gibi görmesi için o kadar çaba harcamıştım ki, üzüntümden yıkılıp ağladığımı görmesini istemiyordum.

   Onun gözlerinin de dolduğunu görünce, çenem titremeye başladı ve kendimi daha fazla tutamadım. Artık geriye dönüş yoktu. "Seni seviyorum," dedim ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.

   Birkaç dakika beni izledi, ağlamamdan ve itirafımdan şaşırmış gibiydi. Sonra elimi tuttu.

   "Robbie," dedi tatlı bir sesle. "Çok özel bir insansın ve seni arkadaşım olarak çok seviyorum. Fakat ben sana uygun değilim. Sanırım, bunu sen de biliyorsun, kabullenmek istemesen de."

   Yavaş yavaş sakinleştim, aynı bir trenin istasyona girerkenki yavaşlaması gibi.

   Becky gülümsedi ve benim de gülümsememi istedi. "Bir gün," dedi, "Kendine çok uygun bir kız bulacaksın ve o zaman beni unutacaksın. Bundan eminim."

   Seramik mağazasındaki adam bu kez daha sesli biçimde, "Size yardımcı olabilir miyim?" diye sordu. Sonunda "Becky burada mı?" diye sordum. Şüpheli bir ifadeyle, "Arkadaşı mısınız?" diye sordu.

   "Evet," dedim. "Yaklaşık yirmi yıl önce ailemin işlettiği otelde garson olarak çalışmıştı. Dün akşam babamla eski günlerden konuşurken Becky geldi aklımıza. Onun üzerine babam onu burada bulabileceğimi söyledi."

   Çatık kaşları eski halini aldı ve bana elini uzattı. "Ben eşiyim. Bu da kızı."

   Kız duvardaki telefonu almış, bir numara çeviriyordu. Adam, "Becky bugün evde," dedi. "Kendisini pek iyi hissetmiyordu."

   Kız dağlılara özgü bir vurguyla konuşuyordu. "Anne, burada seni tanıyan biri var. Otellerinde çalıştığını söylüyor." Bir süre annesini dinledikten sonra, ahizeyi bana uzattı.

   Elimdeki ahizeye bakakaldım, ilk kez bir ahize görüyormuşum gibi. Gülümserken, "Hadi konuşsana," der gibiydi.

   "Merhaba Becky," dedim heyecandan kekeleyerek. Hiç ses yoktu. Beş saniye. On saniye.

   "Robbie, sen misin?" O çok iyi tanıdığım ses. Daha olgunlaşmış bir ses, ama hiçbir zaman unutamayacağım bir ses.

   "Benim," dedim.

   "Nasılsın?" diye sordu. Gülümsediğini anladım konuşurken.

   "İyiyim, Becky. Sen nasılsın?"

   Yirmi yılı, beş dakikalık bir telefon sohbetine sığdırmaya çalıştık iki eski arkadaş...

   Becky sonunda "O yazla ilgili ne güzel anılarım var, biliyor musun?" dedi.

   "Araman beni çok duygulandırdı. Keşke şu anda yanında olabilsem, seni görebilsem."

   Karşımda duran kıza bakarken,"Üzülme Becky, şu anda sana bakıyorum," dedim.

   "Şimdi de kızıma aşık olma sakın," diye takıldı.

   Yanaklarımın kızardığını hissettim. On bir yaşıma dönüvermiştim birden.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !